Flash

 

“Üretme” Tutkusundan “Marka”laşmaya Doğru…

 Arçelik’in öyküsü 1953’te, enerjilerini ve hayallerini birleştirmesini çok iyi bilen Lütfü Doruk ve Vehbi Koç ile başlar. 1960’ların başından itibaren izledikleri “üretim odaklı politika” kısa sürede ithal ikamesi ara mal üretimine yönelir. Bu ileri görüşlülük, belki de Türkiye ekonomisi için büyük önem taşıyan yan sanayinin doğmasına neden olur. Dışarıdan teknoloji transferinin mümkün olmadığı durumlarda, Arçelik’in önünde tek yol vardır: Kendi teknolojisini yaratmak… Arçelik 1980-90 arasında Ar-Ge faaliyetlerini artırır; 1991’de de Ar-Ge Merkezi’ni kurar. Sonuçta yaratılan yeni teknoloji, markalaşmanın ilk ve belki de en önemli temel taşını oluşturur. Yeni logoya da yansıyan yeni teknoloji, rekabet üstünlüğü için kaldıraç vazifesi görmekle kalmaz, Arçelik’in özellikle 2002’den sonra gerçekleştirdiği markalaşma çabalarının da belkemiğini oluşturur. Arçelik’in markalaşmaya giden yolculuğu üretim odaklı başlayıp, teknoloji alanında liderlikle devam eder ve ardından teknolojik üstünlükler markaya yüklenir.

 

2002’den başlayarak dünyaya açılan Arçelik markası, yurtdışında Blomberg, Elektra Bregenz, Leisure, Flavel, Arctic markalarını bünyesine katar. Ekim 2007’de ise Yeni Zelanda merkezli beyaz eşya üreticisi Fisher & Paykel’le stratejik işbirliğine gider. Arçelik markasının eriştiği noktayı Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir şöyle özetlemektedir: “Türkiye Gümrük Birliği’ne girdiğinde Arçelik’in pazar payı % 51 idi. Aralık 2004’te bu oran % 53’e yükseldi. Aralık 2007’de ise Arçelik A.Ş., Arçelik ve Beko markalarıyla iç pazarda % 57’lik pazar payıyla beyaz eşyadaki liderliğini sürdürmektedir.”

 

Bu uzun soluklu markalaşma öyküsünün tamamını 32 sayfa olarak “Türk Markaları-2”de bulabilirsiniz.